EnglishAnasayfa
 
News
Synopsis
Trailer
Director
Credits
Technical Info
Awards
Press
Photographs
Awards
Releases
DVD
Copyright Kaplan Film Production © 2009

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ /BASIN

05/02/2005
ZEYNEP BERİK SÖYLEŞİSİ
Zeynep Berik / Hayallere Visa

SEMİH KAPLANOĞLU:"Bir ifadenin, bir yüzün, bir fotoğraf karesinin peşinden giderim"

Semih Kaplanoğlu'nun filmi "Meleğin Düşüşü", bu yıl Berlin Film Festivali'nin en prestijli bölümlerinden olan "Forum"da gösterildi. Altın Portakal'ın en iyi kadın oyuncu ödülünü de filmin baş roloyuncusu Tülin Özen aldı. Yönetmenin ikinci uzun metrajlı filmi istanbul Film Festivali'nin "ulusal yarışma" bölümü içinde yarışacak filmlerden birisi.

Senarist ve yönetmen Semih Kaplanoğlu, "Herkes Kendi Evinde"den sonra, ikinci uzun metrajlı filmi "Meleğin Düşüşü"yle sadece Türkiye'de değil, dünyada da tanınan yönetmenler arasına girdi. Sinemada adını duyuran birçok yönetmen ve ismin yanında, Meleğin Düşüşü'yle, Kaplanoğlu sessiz ve derinden gelerek, sinema adına önemli adımlar attığını gösterdi. Dizi furyaları henüz televizyon kanallarını işgal etmediği dönemlere ait "Şehnaz Tango" dizisinin yönetmeni de Semih Kaplanoğlu'ydu. Meleğin Düşüşü, yönetmenin kendine özgü bir sinema anlayışını ve ifadesini çarpıcı bir şekilde ortaya koyduğu, içsel ve izlenildiği kadar "okunacak" bir film. Kaplanoğlu'yla, son filmi, sinemaya ve festivale bakışı hakkında konuştuk.

Film yapmak için pratik mi yoksa düşünsel bir süreç mi gerekiyor?

Her ikisi de ... Bir filmin oluşum sürecinde benim için öncelik taşıyan mesele, hikayeden de önce hikayenin sinematografisini oluşturacak öğeleri tanımlamaktır. Nedir bu öğeler: Mekanlar, insan yüzleri, oyuncular, ışık, ses, renk, kurgu gibi. Benim için film düşüncesinin filizlendigi yer bir öykü ya da dramatik bir olay değildir genellikle. Yukarıda saydığım öğeler üzerinden hikayeye doğru ilerlerim. Sahneleri bütünden bağımsız olarak düşünürüm. Akıma takılan, sık sık düşündüğüm bir ifadenin, bir yüzün, bir fotoğraf karesinin peşinden giderim ve sorular sormaya başlarım. Bu yüzü hangi açıdan göreceğim? Kamera hangi seviyede olacak? Günün hangi saati olacak? Hangi mevsim? Bütün bunlara karar vermeden tema belirgin bir hale gelmez. Bununla da bitmez bir sahnede kameranın hangi yükseklikte duracağına karar vermeden hikayeyi bitiremem. Benzer bir tercihi filmde kullanacağım mekanlar için de uygularım. Mekanları, kullanacağım objektifler belirler. Kırk milimetrelik bir objektif kullanacaksam o gözle ararım o mekanı ... Bu yüzden mekan araştırması aylarca sürebilir. Mekanlara karar vermeden de senaryoyu bitirmem ....

Meleğin Düşüşü, Herkes Kendi Evinde'den sonra ikinci uzun metrajlı filminiz. Yazılarınız ve Şehnaz Tango dışında, çok göz önünde ve gündemde değildiniz ... Meleğin Düşüşü'ne kadar olan süreci nasıl yaşadınız?

Bütün zamanımı Meleğin Düşüşü aldı. Aynı zamanda prodüktörlük gibi bir yükü de üstlendim. Bu gerekliydi. İlk filmim Herkes Kendi Evinde' de yaşadığım sorunlar nedeniyle kendi kendimin prodüktörü olmaya karar verdim. Meleğin Düşüşü gibi bir filme para bulmak için çok çabaladım ... Üç yıla yayılan bir süreçti bu. Bir yandan para aradım, bir yandan da yukarıda prensiplerini sıraladığım çalışmayı yürüttüm. Proje geliştirme için Rotterdam Hubert Bals fonundan destek aldım. Sonra Yunanlı üç ortak buldum ve onları hep birlikte bu projeyle Eurimages'a başvurmaya ikna ettim. Bütün bu teferruat iki yılımı aldı. Filmin hazırlığı altı-yedi ay sürdü. Çekim iki buçuk ay. Post Prodüksiyon da altı ay.

Meleğin Düşüşü, bir önceki filminize göre daha içsel bir yolculuk. Siz, hangisinde kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?

'Meleğin Düşüşü'nde ...

Sinemanızda, diyaloglardan çok görsel anlatıma ve çözümlemelere yer veriyorsunuz. Görüntüler kendi adlarına konuşuyor. Peki sizce, sinemada öne çıkan öğeler ne olmalı? Öncelik hangisinde?

Görüntülerle görüntüler, seslerle sesler ve görüntülerle sesler arasındaki muazzam ve sonsuz ilişkilere ait bir alanda bütün elimden gelen bir takım bağlantılar kurmak. Bu bağlantıları kurarken de gereksiz her türlü ayrıntıdan kurtulmak ve zamana yer açmak. Zamanı ve zamanın geçmekte olduğunu seyirciye hatırlatmak. Zamanı belirgin hale getirmek, görünür ve işitilir kılmak ... Unutmayın sinemanın da malzemesi tıpkı müzik gibi zamandır. Film yapmak zamanla uğraşmaktır ... Zamanı nasıl ele aldığınız ve nasıl kullandığınız çok önemlidir. Bir planın nerede ve nasıl başlayacağından çok beni ilgilendiren ne kadar bir süre alacağıdır, zamansallığıdır ... Birinci sorunuzda da cevap vermeye çalıştım ... Ben sinemaya tamamen kişisel bir iş gözüyle bakıyorum. O yüzden esnetilmeye ya da tartışmaya hiç gelemediğim prensiplerim, ilkelerim var. Bir filmi o ilkeler, o prensipler etrafında kuruyorum. Geçmişte Bresson, Ozu, Dreyer, Antonioni, Bergman, Tarkovski,Paradjanov gibi adamların günümüzde de Dumont, Ceylan, Tsi Ming-Liang, Sokurov gibi yönetmenlerin genişlettiği sürdürdüğü bir şey sinema. Sinemada öncelik benim için bu geleneğin sinema yaparken koyduğu kıstaslar ve değerler ... Ben bu gelenekten besleniyorum ve bu ilkeler doğrultusunda hareket ediyorum.

Oyuncuların başarısında, yönetmenin rolü kuşkusuz. Örneğin Zeynep rolü için seçmelere gelen bir çok adayar asından Tülin Özen'i seçiminde ne gibi özellikler aradınız?

Öncelikle Zeynep karakteri için senaryoda 'yazılı' olan bir ifadenin buna 'mask' da diyebiliriz Tülin'in doğal halinde iken yüzünde çok kısacık anlarda da olsa ortaya çıktığını gördüm. Pek çok deneme çekimi seyrettim. Filmle ilgili ilgisiz bir çok mizansen denendi başka başka adaylarla ... Tülin Özen'in yüzündeki henüz ele geçirilmemiş, tüketilmemiş o ifadeyi, sabitlemeyi, muhafaza etmeyi ve bütün film boyunca sürdürmeyi başardık sanıyorum. Tülin Özen'in, Zeynep'in ritmini ve içe dönüklüğünü çok iyi özümsediğini düşünüyorum. Sayfalarca diyaloğun ya da sayfalarca edebi öyküselliğin kolay kolay aktaramayacağı gerilimi vücuduyla sadece vücuduyla bütün sahnelerde ortaya koyabildi ki bu çok ender rastlayabileceğimiz bir şey. Özellikle de babasını oynayan Musa Karagöz'le birlikte canlandırdıkları ve Zeynep'in patates soyduğu sahnedeki 'ayrıntıların' ve sahiciliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum ...

Oyuncu yönetmenliğinde en önemli olan nedir? Yönetmenin oyuncuya aktarması gereken en önemli bilgi veya yöntem?

Zaman duygusuna sahip olmalı, bir. Beklentisiz olmalı, iki. Üç, sorgusuz sualsiz kendini yönetmene teslim edebilmeli ... Edebilecek mi? Bir aday için karar verme sürecinde beni en meşgul eden kısım bu ... Meleğin Düşüşü'nde oyuncular senaryoyu hiçbir zaman tam olarak bilemediler, diyalogları da, hangi sahnenin çekildiğini de .... Teslim olmaktan bunu kast ediyorum ... Günümüzde oyuncular, oyuncu adayları çok girişken, çok samimi ve beklentileri yüksek ... Bir adayın TV dizilerindeki "oyunculuğa" bulaşmamış olmasını da tercih ederim ...

Filminiz Berlin Film Festivali'nin Forum bölümünde nasıl yer aldı? Forum'da gösterilen filmlerin kriterleri ne olmalıydı? Berlin Film Festivali'in sinema kariyeriniz açısından ne gibi bir motivasyon sağladığını düşünüyorsunuz?

Berlinale'nin Forum seçkisi dünya sinemasının en sıra dışı örneklerinin gösterildiği resmi bölümlerinden biri. Orada gördüğüm bazı filmler beni çok etkiledi. Özellikle belgesellerin çeşitliliği ve yönetmenlerin biçimsel anlamdaki cesaretleri ... Dünyada çok farklı filmler yapılıyor ve biz ne yazık ki çok az bir bölümünü görebiliyoruz ...

Berlin ve İstanbul Film Festivali'nde yer alan filmlerin nitelikleri açısından ne gibi farklar var? Cannes ve Venedik örneğin, hangi festivallerin ne gibi nitelikleri öne çıkıyor?

Bu konuda çok fazla bir bilgim yok. Ama şunu söyleyebilirim sanırım, her festival hatta festivallerin bölümleri kendilerine özgü bir stile sahip oluyorlar giderek.

Türk sinemasında İstanbul Film Festivali'ne katılan filmler hakkında doğru seçimler yapıldığını düşünüyor musunuz? "Festival Filmi" olarak belirli bir nitelik arıyorlar mı sizce?

Bu soruyu festival yöneticilerine yöneltmek daha doğru olur sanırım ...