EnglishAnasayfa
 
News
Synopsis
Trailer
Director
Credits
Technical Info
Awards
Press
Photographs
Awards
Releases
DVD
Copyright Kaplan Film Production © 2006

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ /BASIN

30/10/2004 05/11/2004
TÜLİN ÖZEN'LE SÖYLEŞİ
Şehnaz Pak / Milliyet Rehber

Antalya'dan Altın Portakal ile dönen Tülin Özen, bu kez "Sersemler Evi" ile tiyatro seyircisinin karşısında. Özen "Ailenin sevindiğini bilmen güzel. Beni ödül konusunda ilgilendiren tek şey bu," diyor.

Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En lyi Kadın Oyunucu ödülü ile taçlandırılan Tülin Özen şimdilerde tiyatro sahnesinde seyirci karşısına çıkıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde elektronik mühendisliği eğitimini yarıda bırakarak Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü'ne girip mezun olan 24 yaşındaki Tülin Özen, lstanbul Devlet Tiyatrosu'nda Toby Wilsher'in yazdığı ve yönettiği "Sersemler Evi"nde Türkan karakterine can veriyor. Kurumda yevmiyeli oyuncu olarak çalışan Özen ile yeni oyunu ve Altın Portakal macerası üzerine görüştük.

Sözsüz, mask ve vücuda dayalı bir oyun olan "Sersemler Evi"ne iki hafta kala dahil olup oynamak gözünüzü korkutmadı mı?

Korkmaz mıyım? Oyuna bir haftalığına dönüşümlü çevirmen olarak girmiştim. Çeviri yaptığım süreçte çok dinledim yönetmeni ve gözlemledim oyuncuları. İzleye izleye işin tekniğini alıyorsun. Sonra rol bana kaldı. Maskı takınca iki gün yalnızca maskla çalıştım. Ben ne yaptığım zaman o mask konuşur hale geliyor? Ne yaptığım zaman taş kesiliyor? Bunları kendi kendime denedim.

Masklı oyunculuğu sevdiniz mi?

Çok sevdim. İçinde terliyor, kızarıyor, yer yer nefessiz kalıyorsunuz. Arka kulis tam bir koşturmaca. Fiziksel olarak zordu. Bir taraftan da kolayca bulabileceğim bir şans değildi bu tarz bir çalışma.

Normal bir oyunda çıkıp sürekli replik sarf etmektense sürekli vücuda dayalı bir şeyler yapmak ve hiç konuşmamak daha mı zevkli, yoksa daha mı sıkıcı?

Aslında tam da daha mı sıkıcı, daha mı zevkli noktasında. Konuşmak istediğin yerde bakıyorsun ki mask yüzünü kapadığından vücudunla bir şey yapmak zorundasın. Oyuncu olarak replikle kendini ifade etmeye o kadar alışkınsın ki ... Bazen replik kurtarıyor çünkü seni. Onu söylerken "Seyirci iyi kötü anlıyor işte" diyorsun. Ama burada yapacaksan bir şeyi. yüzde yüz yapıyor olman lazım.

Oyunda canlandırdığınız yaşlı ev sa hibe si Türkan tuhaf, yalnız, sıkkın, komik ama kendi içinde hüzünlü. Çok başarılı bir tip olmuş kısacası. Yaratırken ilham aldığınız biri oldu mu?

Tanıdığım bir sürü yaşlı kadından izler var o tipte. Yürüyüşünde, oturuşunda. Çok severim yaşlıları. Yaşlı insanların evine gidip onların fotoğraflarına bakmaya bayılırım. Sürekli anlatsınıar, ben dinleyeyim isterim. Oyunda da gözlemlerimin bir kısmını aktarma şansını yakaladım. örneğin kadının fotoğrafla ilişkisi ve yalnızlığı. İnsanlarla sürekli ilgilenmeye çalışıyor. Kendi de ilgi istiyor. Ama hep terslenince o da sinirleniyor. Tanıdığım bir sürü yaşlı kadından izler var Türkan karakterinde. Yürüyüşünde, oturuşunda. Çok severim yaşlıları. Yaşlı insanların evine gidip onların fotoğraflarına bakmaya bayılırım. Sürekli anlatsınlar, ben dinleyeyim isterim.

Bu kadar genç yaşta, yaşlı bir role soyunmak nasıl bir duygu?

Tereddüt ettim. Ama çok keyifli bir duygu. Maskı zaten duyguyla da oynuyorsun. Sırf vücutla oynadığın bir şey değil. O suratı aynada görünce çok seviyorum ben. Büyük şans olduğunu düşünüyorum. Farklı duygular üretiyorsun ve tamamen yabancılaşıyorsun vücuduna, kendine. Belki kendi yaşımda bir kızı oynasaydım bu kadar rahat olmazdım. Şimdi o kadının yaptığı her şeyi tüm sempatisiyle yapıyorum.

Semih Kaplanoğlu'nun yönettiği "Meleğin Düşüşü"nde ağırlık amatör oyunculardaydı. Amatör oyuncularla çalışmak nasıldı?

Onlarla çalışmak çok rahattı. Ne demek istediğinizi söylüyorsunuz ve adam zaten kendi doğasından gelen bir dürtüyle hiç abartmadan onu oynuyor. "Bu bardağı bu karakter nasıl eline alır?" diye sormuyor. Belki bir oyuncu o sahne için günlerini veriyor. Ama o adam kendi bardağı nasıl eline alıyorsa orada da aynısını yapıyor. Kendisi olduğu, başkası gibi olamadığı ve olmayı düşünmediği için bildiğini yapıyor.

Yani amatörlerle oynamak, profesyonel oyuncular çalışmaktan daha az zahmetli ...

Kesinlikle. Oyuncu egosu gibi bir şey yok. Kimsenin egosu girmedi filme zaten.

Filmde ensest gibi keskin bir konunun baş kahramanı olmak ne tür bir sınavdı?

Çok fazla şey okumaya çalıştım. Psikolog bir arkadaşım var. Onunla konuştum. Kendi adıma bir günlük tuttum. Kızın günlüğü olabilecek bir günlük. Onun dışında fazla bir şey yapamadım. Zaten yapamam da. Kendi hayatımdan oturup düşünecek bir şeyim yok bu konuda. Konuşurken bile tuhaflaşıyorum... Kırılma noktaları vardı. Okuduğum kitapta başına öyle bir şey gelen insanların yaşadıklarından fiziksel zorluklardan, ağrılardan bahsediliyordu. Hepsinin düzenli karın ya da baş ağrıları oluyor. Fiziklerine bile yansıyan durumlar var. Bunların hepsi bir yerlerde kırıldı bende.

İlk profesyonel sinema serüveninizden, Altın Portakal gibi bir ödül ile döndünüz. Ödül sizin için ne ifade ediyor?

İnsanlar direkt benim havalara zıplamamı, gözyaşı dökmemi, anneme babama falan çok teşekkür etmemi bekledi sanırım. "Sevindiniz mi Tülin Hanım?", "Gülümseyin" falan denildi fotoğraflar çekilirken. Elindeki bir ödül ama o değil seni mutlu edecek olan. Ailenin, arkadaşlarının sevindiğini bilmen güzel. Beni ödül konusunda ilgilendiren tek şey bu. O işi yaparken esas mutluluğu orada tattım zaten. Bir karakter yaratıp onun gibi nefes aldığını bilmek ... Tamamen başka birinin sorunlarını yükleniyorsun ve o sorunlarla baş etmeye çalışıyorsun. Asıl gösterge bu. Benim için en büyük ödül, oynamaya devam etmek olabilir.

Basın Sayfasına Geri Dön >>>