EnglishAnasayfa
 
News
Synopsis
Trailer
Director
Credits
Technical Info
Awards
Press
Photographs
Awards
Releases
DVD
Copyright Kaplan Film Production © 2006

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ /BASIN

16/2/2005
'MELEĞİN DÜŞÜŞÜ' VE TEHLİKELİ KAPILAR
Nihal B. Karaca / Zaman

Birileri Patates soyma sahnesine takıldı ki, bence Altın Portakal Film Festivali'nden ödülle dönen 'Meleğin Düşüşü'nün en görkemli şeyi bu 'patates soymla' sahnesiydi. Neden mi?

Şundan: 'Cinsel taciz' der geçeriz genelde öyle hem de alelacele; anlayamayacağımız bir şey olduğunu hemen idrak ederiz. 'Temadi eden' cinsel taciz baskısının her iki tarafını da, korkarak ve tahtalara vurarak yargılarız içten içe. Bizi en çok, tacize uğrayanın, tacize uğramakla 'değiştiği' gerçeği ürkütür. Onun cinnet geçirme lüksü yoktur ve lükslerin olmadığı yerde uyum ve rasyonalizasyon başlar.

Allah'tan korkma ihtimali, Alaaddin'in lambasından cin çıkması ihtimaline eş bir baba tarafından tacize uğrayan Zeynep'in içe dönmüş, içine doğru bükülmüş, paytak bedenine rağmen taşıdığı umutlar; o kupon biriktirerek çeyiz yaptığını gördüğümüz sahnede soğuk, ama dokunaklı bir duş tesiri yapıyor. Film dış dünyadan gelen müdahalelerin 'uygunsuzluk dozu' nedeniyle yıkık, ama yıkık olduğunun ayırdında olmayan bir kızın etrafında dönüyor ilkin, ilk yarıda. Filmin en sağlam bölümü de bu; pitoresk görüntüler eşliğinde bir resimden diğerine, bir çiçek dürbününü izler gibi takip ediyoruz görüntüleri. Yönetmen yok gibi, kendini aradan çekmiş; neredeyse birebir eş zamanlı kareleri çekmiş ve gitmiş. Tam da hayatın kendisi gibi, o aynı 'cool' edayla; ne üzerine abanıyor, ne de bir alt ya da yan metinle besleme gereği duyuyor bu 'suç'u. Tıpkı hayat gibi, yanından usulca geçiyor bu travmanın ve tıpkı hayatta olduğu gibi 'bir travma yaşadım, hayatım değişti' olmuyor, öyle uzun uzun oluyor her şey, çaresizlik bilgisi ile.

Kızı patates soyarken baba, Cemal'in altılıda tutturduğundan bahsediyor; kız mahcup 'yaa diyor, sen ne zaman tutturucan?' -hani, laf olsun diye 'balık kavağa çıkınca' diyor adam, -sanki iyi bir babaymış gibi, espri yapıyor- kız bir karşılık vermek zorunda, -ne de olsa babası gülümsüyor oyundan, yalancıktan; 'Kıymalı patates yapıcam, belki yanına da salata yaparım' Derken devreye bambaşka bir hikaye giriyor; bir müteveffanın giysilerini almak için Zeynep çalıyor kapıyı; yanlışlıkla, Selçuk'un evi terk etmekte olan karısının/sevgilisinin? bavulu veriliyor Zeynep'e. O andan itibaren, Semih Kaplanoğlu'nun ilk filmi "Herkes Kendi Evinde"de 'ev' ne ise, "Meleğin Düşüşü"nde de 'kapı'nın o olduğu çıkıyor ortaya. Kapı ... Zeynep'in gece yarılarında açılmaması için fatihalar okuduğu kapı, tacizci baba için nasıl bir geçit ise Selçuk için eşini kaybetmesine neden olan karşı komşunun kapısı da aynı geçit. Lakaytlıktan geçilerek giriliyor o kapıya. 'Ne olur canım'lardan geçilerek. Sonrası cehennem ... or ve giderek aynı noktaya bırak-a-maz oluyor. Bu da bizim düşüşümüz oluyor; meleğin düşüşü hamuru korkudan mürekkep bir bedenin kendiyle barışması ve dolayısıyla artık 'insan olması' anlamına mı geliyor; yoksa Zeynep'in çıplak siluetinin 'yine' bir 'kapı' eşiğinde görünmesi gerçek ve insana özgü bir 'düşme'nin işareti mi oluyor; o kısmı da anlayamıyoruz nitekim.

Basın Sayfasına Geri Dön >>>