EnglishAnasayfa
 
News
Synopsis
Trailer
Director
Credits
Technical Info
Awards
Press
Photographs
Awards
Releases
DVD
Copyright Kaplan Film Production © 2006

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ /BASIN

13/2/2005
BİZDEKİ SEYİRCİ DIŞINDA BİR DÜNYA VAR
Nazlı Topçuoğlu / Nokta

Babasının tacizlerinden bıkmış bir genç kız, ısrarla peşini bırakmayan masum bir aşık, karısının ölümünün ardından suçluluk duygusuyla mücadele eden genç bir adam, onları birbirine bağlayan ipler ve hepsinin yükünü taşıyan bir bavul. Bilindik durumların tanınmamış yüzleriyle, yönetmen Semih Kaplanoğlu'nun ilk filmi "Herkes Kendi Evinde" den üç yıl sonra çektiği "Meleğin Düşüşü" 41. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nden altı ödülle döndü. "Meleğin Düşüşü" gözde filmlerin arasından çıkıp, bir anda "en iyi 2. film" e verilen Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ve En İyi Kadın Oyuncu (Tülin Özen) dahil 6 dalda ödüle değer bulundu. Şimdilerde ise Berlin Film Festivali dahil olmak üzere tüm dünyadan benzer övgüleri toplama yolunda. Ama Semih Kaplanoğlu'nun ne ödüllerle, ne de eleştirilerle işi yok gibi.

Altın Portakal'a aldığınız sürpriz ödüllerle damga vurdunuz. Bu kadar övgüyü bekliyor muydunuz?

İnsan bir beklentiyle yola çıkmıyor. Benim için bir filmi oluşturan öğelerin içinde, çok sonlarda yer alıyor ödüller. Bu film başlangıcından itibaren, yazılmaya başladığından beri, belli yerlerden iyi sonuçlar aldı. Mesela, senaryo yazımına Rotterdam Film Festivali'nden destek aldık. Eurimages desteği var. Daha sonra Kültür Bakanlığı'nın küçük bir yardımı da oldu. Zaten bir filmin yapılmasında bütün bu maddi koşulları sağlamak her şeyden önemli. Bu tarz filmler için para bulabilmek çok önemli.

Bu tarzdan kastınız nedir?

Daha ticari olmayan bir sinema. Her şeyin ticari bir sonucu var ama amaç bu değil. Benim için film, düşünülmeye başladığı andan itibaren yavaş yavaş oluşan bir şey. Filmin ne tür bir forma ihtiyacı olduğu zaman içinde belirleniyor. Sizi bir yöne sevk edecek hiçbir şeyin, film ya da anlattığınız şey dışından yabancı bir unsurun olmaması çok önemli. Kafanızın hiçbir yerinde, film dışında, mesela halkla ilişkilere dair hiçbir unsurun yer etmemesi gerekiyor. Ancak film bittikten sonra o filmle ilgili bir çalışma yapılabilir. Sebepler ve sonuçlar üzerine düşünülebilir. Başlangıçta sadece benim için yapacağım film var. Onun dışında başka olumlu ya da olumsuz bir düşünceye açık olamıyorum.

Sonunda da ödül alması beklenen filmleri geride bıraktınız.

Bu ödüller festivallerdeki jüriyle alakalı. İşte, neyi beğeniyorlarsa ona ödül veriyorlar. Ödüller değişken şeylerdir.

Belki de ödül veren jüri üyeleri hedef kitleniz içinde yer alıyor...

Hedef kitle diye bir şeyim yok. Bütün insanlık belki de. Türkiye'den tutun da tüm dünyaya kadar herkesi ilgilendiren filmler bunlar.

Yüzleri pek bilinmeyen oyuncuları seçmiş olmanızda da filmi dış unsurlardan arındırma amacı mı var?

Bu süreçte de belli bir kaygı yok. Ne kadar az referans verirse, oyuncular o yapıt dışında o kadar önemli benim için. Daha önce oynamamış, yüzü pek görülmemiş insanları tercih ediyorum. Bunun sebebi de seyirciyle o karakter arasında dışarıdan başka unsurların girmemesi. O filme başka yapıtların etkisini de getirecektir oyuncu; ister istemez. Ben o alanı boşaltmak istiyorum. Bu benim için de önemli; çünkü ben de ilk defa görüyorum onun oyununu. Ben de başka bir filmini, dizisini biliyorsam bana başka türlü geliyor; o dizilerin, filmlerin karakteri olarak geliyor bana. Mekanlar da rol alıyor filmde... Mekan benim için çok hassas bir konu. Oyunculara nasıl bakıyorsam, filmdeki bütün unsurlara nasıl bakıyorsam, mekanlara da aynı önemi veriyorum. Sonuçta oyuncular, sesler, ışıklar kadar önemli mekanlar. Bunların hepsinin ahengi zaten önemlidir film için.

Yönetmenliğe "Şehnaz-Tango" dizisiyle başladığınız düşünülürse, sinemadan televizyona bir geri dönüş olabilir mi?

Televizyon formatında yapılmış bir işti. Bir yandan da benim ilk yönetmenlik işimdi. Teknik anlamda bir sürü şey öğrendiğim, belli bir bakışı kazandıran bir çalışmaydı. Orada insan hem ne ya'pacağını hem de ne yapmaması gerektiğini öğreniyor. Yapımcılar, oyuncular meseleleri gibi bir sürü tezgahtan geçiyorsunuz. Bu da ilerideki tercihlerinizi belirlemeye yol açıyor. Şu andan sonra televizyona ancak kendim bir teklif götürmek isterim. Televizyondaki ortam bana göre üretilebilecek şeyler açısından çok parlak değil. Ortak bir noktaya gelmemiz zor gibi görünüyor. Oradaki programları ayarlayanlarla benim kıstaslarım bir araya gelemez gibi... Reyting, casting meseleleri benden çok uzak. Ana meselenin ticari olması aramıza fark koyuyor zaten. Ama tabii bir televizyon şirketi gelir, senin istediğin gibi bir şey olsun der, o zaman yapılır. Olmaz diye bir şey yok.

Basın Sayfasına Geri Dön >>>